Dr. Aysu Yakın Olgun ile Türkiye'nin her yerinden, evinizin konforunda profesyonel psikiyatrik değerlendirme ve tedavi alın.
"Ruh sağlığı bir lüks değil, temel bir hak. Her bireyin ihtiyaç duyduğu desteğe ulaşmasını kolaylaştırmak için buradayım."
Psikiyatri uzmanı olarak, bireysel farklılıkları göz önünde bulundurarak her hastama özel, kanıta dayalı tedavi planları oluşturuyorum.
Online platform aracılığıyla Türkiye'nin dört bir yanındaki hastalara erişilebilir, güvenli ve etkili psikiyatrik bakım sunuyorum.
Kapsamlı psikiyatrik değerlendirme ve kişiselleştirilmiş tedavi planlarıyla ruh sağlığınıza destek oluyorum.
Dört basit adımda online psikiyatri desteği almaya başlayın.
Ruh sağlığı ve güncel psikiyatri yaklaşımları hakkında uzman kaleminden yazılar.
Aklınıza takılan soruları bize iletin, en kısa sürede dönüş yapalım.
Gizlilik Taahhüdü
Tüm seanslarınız yasal gizlilik standartları kapsamındadır. Bilgileriniz hiçbir koşulda üçüncü şahıslarla paylaşılmaz.
Online takvim üzerinden uygun gün ve saati seçerek randevunuzu hemen oluşturabilirsiniz.
Kaygı bozuklukları, günlük yaşamı olumsuz etkileyen en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biridir. Erken ve doğru tedavi ile büyük ölçüde iyileşme mümkündür.
Anksiyete tedavisi için ilk adımı atın.
Online takvim üzerinden uygun gün ve saati seçerek randevunuzu hemen oluşturabilirsiniz.
Anksiyete, dilimize “bunaltı” olarak çevrilmekte. Günlük dilde, iletişimde daha kolay anlaşılabilmesi için endişe, kaygı gibi sözcükleri daha sık kullanmaktayız. Anksiyete dediğimizde, kişide düşünceleri ya da duyguları takiben oluşan bazı vücut belirtilerin varlığını kastederiz. Bazen ortada hiçbir şey (bir düşünce yada durum) yokken de ortaya çıkabilir. Nedir bu belirtiler ya da kişinin şikayetleri? Çarpıntı hissi, göğüste ağrı, boğazında sıkılıyormuş gibi bir his, nefesinde daralma/yetersizlik hissi, ağızda kuruma, baş dönmesi/sersemlik, karında veya midede ağrı/kasılma, kol ve bacaklarda hatta bazen tüm vücutta yaygın titreme, terleme belirtileri... Hepsinin bir arada olduğu durumlar olduğu gibi, yalnız birkaçının da olduğu durumlar görülebilmekte. Bu şikayetler bazen kişinin hayat kalitesini düşürebilir, sosyal iletişimini de bozabilir. Bu belirtilerin olduğu hastalıklar anksiyete bozuklukları olarak adlandırılıyor.
En sık karşımıza çıkanlar, özgül fobiler, yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, sosyal anksiyete bozukluğu, sağlık anksiyetesi gibi durumlardır. Hepsinde ortak olan, zorlanılan durumda vücutta ortaya çıkan anksiyete belirtileri. Oysa kişinin günlük yaşamda zorlandığı durumlar her bir hastalıkta farklılık gösterir. Tedavisinde bireyin belirtilerini azaltarak günlük işlevselliğini düzenleyen ilaçlar tercih edilebildiği gibi, psikoterapi de bazen ilaçla bazen de tek başına etki edebilmektedir.
İsminden de anlaşılacağı üzere, kişinin genel olarak hayatında birçok durumu ilgilendiren konularla ilgili endişe duymasıdır. Kaygılı düşüncelerine çoğu zaman anksiyete belirtileri de eşlik eder. Düşünceler kişinin her anında ortaya çıkabilir; bazen derse odaklanmasını zorlaştırır; bazen işle ilgili uğraşılarını sekteye uğratır; bazen de uykuya geçişini engelleyerek gün içinde yorgun olmasına sebep olur. Endişeleri bazen kişilerarası ilişkilerini de bozabilir; bu kişiler kaygılarıyla ilgili yakınlarından yardım istediklerinde genelde hep aynı sözü duyarlar: Takma kafana. Kafanıza takmamak bu kadar kolay mı peki? Yaygın anksiyete bozukluğunda, gelen kaygı düşüncelerini telkin ile “cevaplamaya” çalışmak, bizi anlık olarak rahatlabilir. Alternatif düşünceler üretmek de bunlardan biri. Fakat, her düşünce geldiğinde, her biri için telkin ve alternatif üretmeye çalışmak bir süre sonra, aslında bu düşünceyle tekrar tekrar “uğraşmaya” sebep olur. Bu nedenle, kaygılı bireyler çevresindekiler tarafından rahatlatılmaya çalışıldığında gerçekten de rahatlarlar. Fakat, bu kısa sürelidir ve kişiler sürekli endişelerinin “giderilmesine” ihtiyaç duyarlar. Düşüncelere biz, kendimiz, kendi irademizle “engel” olabilir miyiz? Ya da düşünceler zihnimize geldiğinde vücudumuzda oluşturduğu şikayetleri? Kafasına takmadığını söyleyen kişiler düşüncelerine “hakim” mi olmuş oluyorlar? Böyle bir şey mümkün mü? Tabii ki hayır. Düşüncelerimize hükmedemeyiz. Hükmetmeye çalışabiliriz, ama bu bir işe yaramaz. Düzenlemek, zihnimizden silmek, bastırmak mümkün değildir. Yapılan bazı terapi çalışmalarıyla, düşüncelerin bizde yarattığı sonuçlar ve belirtileri azaltabiliyor ve düşüncelere karşı tavrımızı değiştirebiliyoruz. Yani, bir anlamda, kafasına takmayan kişiler(!), bilinçli ya da bilmeden, düşüncelerine karşı takındıkları tavrı değiştirmiş olan kişilerdir, diyebiliriz. Bu, yazıldığı ve söylendiği kadar kolay olmasa da. Huzurlu ve sağlıklı günler.
Panik bozukluk, panik belirtilerinin ortaya çıktığı ve bireyin bu belirtileri yaşanmasını engellemek için hayatını fonksiyonunu bozacak derecede düzenlemeye çalıştığı bir durumdur. Bu düzen, gitmekten çok keyif aldığı yerlere gidememesine; asansöre binmek, otobüse binmek, kalabalığa girmek gibi her gün sıradan bir şekilde yaptığı eylemleri de sınırlandırmasına neden olabiliyor. Panik ataklar kişiye ne yaşatır? Anksiyete belirtilerinin bi kısmını ya da tamamını. Kişi, bu yaşadığı belirtilerin kendisinde bir kalp hastalığı, beyin hastalığı gibi bir hastalığın sonucunda çıktığını düşünebilir; bazen de belirtilerin inme, kalp krizi ya da astım atağına işaret ettiğine emin olarak acilden yardım isteyebilir. Örneğin; baş dönmesi yaşayan kişiler, bunu “birazdan bayılabilirim çünkü başım dönüyor” şeklinde bir çıkarım yaptıklarında huzursuzluk hali gibi anksiyete belirtileri artabilir ve panik atak bu şekilde oluşabilir. Ya da; çarpıntı, göğüste sıkışma hissi olan kişi, “göğsümde ağrı var, kesin bu bir kalp krizi” şeklinde sonuca atladığında, anksiyete belirtileri alevlenerek daha fazla göğüs ağrısı ya da çarpıntı hissetmesine ve bu şekilde zihninden geçen bu düşüncenin doğruluğundan kaygılanmasına neden olabilir (yani, istemeden de olsa bu bir kısır döngüye girebilir). Yani, panik bozuklukta ana neden, kişinin yaşadığı bu belirtilerden korkması ve kötüye yorması. Bu belirtiler yaşayan herkes için korkutucu olabilir. Öleceğini düşünen ve kalp çarpıntısı olan birinin yaşadığı ölüm korkusu, çevresindekiler tarafından yeterince anlaşılamayabilir. Bu da, bu korkuyu yaşayan kişi için olumsuz duygular ve düşünceler yaratabilir. Bu ani belirtilerin ve ona verdiği korku tepkilerinin, uyurken de uyanıkken de her zaman her an gelebileceğini ve keyifli anlarını bozacağından endişe duyan kişi, bu bağlamda anlaşılmayı bekler. Tedavide öncelikle bu belirtilerin olağan birer vücut belirtisi olduğu çalışılır. Her belirtinin asıl sebebi birlikte keşfedilerek, belirtilere karşı tepkilerin değişimi sağlanır. Panik belirtileri nedeniyle kişinin kaçtığı ve kaçındığı davranışları BDT'nin alıştırma müdahaleleriyle eskisi gibi yapabilmesi sağlanır. Bunlar yapılırken, belirli basamaklar takip edilmelidir. Bazen bu terapi adımlarına kişinin daha kolay uyum sağlayabilmesi için ilaçlar da eklenebilir. Bazen ilk adım ilaç da olabilmektedir. Tedavisi olan ve ülkemizde de bir hayli sık görülen bu hastalıkla ilgili soru işaretlerinizi kısmen de olsa giderebilmiş olmak dileğiyle. Sağlıklı günler!
Özellikle COVID salgınından sonra farkındalığın arttığı bir durum olan sağlık anksiyetesi de bir çeşit anksiyete durumudur. Hastalık anksiyetesi, sağlık hakkında aşırı derecede endişe duyulan bir durumdur. Kişi, bir hastalığa yakalanacağından veya bir hastalığın belirtilerini taşıdığından sürekli olarak endişe duyar. Bu endişeler, günlük yaşamını etkileyebilir ve bazen kişinin işlevselliğini kısıtlayabilir. Zaman zaman “anksiyete” belirtileri de kişide tıbbi bir hastalığın işareti olarak yorumlanabilir, bu nedenle panik bozukluk belirtileriyle de benzerlik gösterebilir. Hastalık anksiyetesi belirtileri arasında sık sık hastalık belirtileri hakkında araştırma yapmak, sık sık doktora gitmek, vücuttaki küçük değişiklikleri aşırı derecede endişe verici bulmak, hastalık belirtileri hakkında diğer insanlarla sık sık konuşmak ve sağlık hakkında sürekli endişe duymak yer alır. Hastalık anksiyetesi, psikoterapi veya ilaç tedavisi ile tedavi edilebilir. Psikoterapi, bireyin düşüncelerini ve davranışlarını değiştirmeye yardımcı olur. İlaç tedavisinde, bireyin mevcut durumuna göre anksiyete giderici, antidepresan nitelikte ilaçlar kullanılabilir.
Sosyal anksiyete, geçmişte sosyal fobi olarak bilinen durumdur. Kalabalıkta bulunmak, konuşma yapmak, yemek yemek, yürümek gibi performans durumunda bireyde zorlanmanın ortaya çıkmasıdır. Bu durumlarda bireyde anksiyete belirtileri de ortaya çıkabilir. Bu durumda kişiyi zorlayan durumlardan biri, çevresindekilerin kendisi hakkında olumsuz düşüncelerinin olması ihtimalidir. Topluluk önünde konuşma yaparken ya da biriyle iletişim kurarken de ortaya çıkabilir. Kişiyi zorlayan durumlardan biri de, bu durumlarda iyi bir izlenim bırakmak zorunda hissetmeleridir. Zihnine gelen onlarca kaygı düşüncesi, kişiyi eyleme geçmekten alıkoyabilir. Söyleyeceği her ifadeyi defalarca düşünebilir, söylemek istediklerini tam anlamıyla ifade edemeyebilir ya da iletişim kurmaktan vazgeçebilir. Hatta, tüm bunların yaşanmasını engellemek için, bu ortamlara girmeyebilir. Sosyal anksiyete bozukluğu (ya da eski tabirle sosyal fobi), yardım almayı da güçleştiren bir durum olduğundan, bu durumdan mustarip kişiler kolayca bir uzmana başvuramazlar. Bireysel olarak tedaviye başvurmakta sorun yaşayanlar için, kendi kendine yardım kitaplarıyla (bibliyoterapi) da bilişsel ve davranışçı terapi bağlamında bireye yardımcı olmaktadır. Tedavide ilaçlar kullanılır. Psikoterapinin ve özellikle bilişsel davranışçı terapi müdahalelerinin etkisi de kanıtlanmıştır.
İnternette bazı forumlarda dikkatinizi çekmiştir -ki dikkatleri çekmek üzere özellikle seçilirler- “Deipnofobi” “Katisofobi” “Arakibutirofobi” vs. Fark ettiyseniz dünya üzerinde ne kadar durum varsa o kadar da fobi var gibi görünüyor. Özgül fobi, genel olarak kişinin belli başlı bir durum ya da nesneden yana olan korkusunu işaret ediyor. O nesnenin görüntüsü, düşüncesi, varlığı kişide huzursuzluğa yol açabiliyor; bu sebeple kişi bu durumdan kaçma ve kaçınma davranışları sergileyebiliyor; hatta bunları yapamıyorsa güvenlik arama davranışı ile de bu hoş olmayan duyguların yaşanma ihtimalini kendine göre azaltmaya çalışıyor. Korkulan bu durum ya da nesne çok sık karşılaşılan bir şeyse, bu davranışlar kişinin sosyal yaşantısını, işini, sorumluluklarını aksatmasına sebep olabilir. Fobisi olan kişi, işlevsellik kaybı oluşmadan da yaşamını idare edebilir. Kişinin yaşadığı hoş olmayan duygular anlaşılmalı ve bu davranışları değiştirebilmesi için kişiye bilişsel davranışçı terapi bağlamında, sistematik olarak, yani basamaklı bir şekilde yardımcı olunmaktadır. Bazı durumlarda ilaç tedavisi de terapiye destek olabilmektedir.
Aklınızdan bir düşünce geçiyor, geçip gitmiyor. Kapıyı kilitleyip kilitlemediğinizi defalarca kontrol ediyorsunuz. Elinizi yıkamak bir türlü "yeterli" hissettirmiyor. Bu deneyimler size tanıdık geliyorsa, yalnız değilsiniz. Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), dünya genelinde her 40 kişiden birini etkileyen, ancak doğru anlaşılamayan bir rahatsızlıktır.
OKB, iki temel unsurdan oluşur: Obsesyonlar — İstemeden zihne giren, rahatsızlık yaratan tekrarlayıcı düşünceler, imgeler veya dürtülerdir. Kirlenme korkusu, zarar verme düşünceleri, simetri ve düzen ihtiyacı ya da dini/ahlaki şüpheler en yaygın obsesyon temaları arasında yer alır. Kompulsiyonlar — Obsesyonların yarattığı kaygıyı azaltmak için yapılan tekrarlayıcı davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir. Kontrol etme, yıkama, sayma veya zihinsel tekrar bu davranışların örnekleridir. Burada kritik bir noktanın altını çizmek gerekir: Kompulsiyonlar kaygıyı geçici olarak azaltır, ancak uzun vadede obsesyonları daha da güçlendirir. Bu kısır döngü, OKB'yi kendi kendine kırmak neden bu kadar zor olduğunu açıklar.
Toplumda OKB, çoğunlukla aşırı temizlik veya düzen sever biri olarak yanlış yansıtılır. Oysa OKB; iş hayatını, ilişkileri ve günlük işlevselliği ciddi biçimde sekteye uğratabilen, kişiye gerçek bir ıstırap yaşatan klinik bir durumdur. Tanı almak, utanılacak bir şey değil; aksine, doğru yardıma ulaşmanın ilk adımıdır.
OKB, tedaviye iyi yanıt veren bir bozukluktur. Günümüzde en etkili yaklaşım, ilaç tedavisi ile psikoterapi yöntemlerinin birlikte kullanılmasıdır. İlaç Tedavisi. OKB tedavisinde serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI'lar) ilk tercih edilen ilaç grubudur. Fluoksetin, sertralin ve fluvoksamin gibi moleküller, obsesif düşüncelerin şiddetini ve sıklığını azaltmada etkili sonuçlar vermektedir. İlaç tedavisi bir psikiyatrist tarafından planlanmalı, dozaj ve süre kişiye özel değerlendirilmelidir. İlaçların tam etkisini göstermesi genellikle 8-12 hafta alabilir; bu süreçte tedaviyi bırakmamak büyük önem taşır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve ERP. OKB tedavisinde altın standart psikoterapi yöntemi, BDT'nin özel bir biçimi olan Maruz Bırakma ve Tepki Önleme (ERP)'dir. ERP'de temel mantık şudur: Kaygı yaratan durumla yavaş yavaş yüzleşmek ve kompulsif davranışı yapmaktan kaçınmak. Bu sayede beyin, tehdit olarak algıladığı durumların aslında tehlikeli olmadığını öğrenir. Örneğin kapı kilidi konusunda kaygısı olan bir kişi, kapıyı yalnızca bir kez kontrol edip ayrılmayı adım adım öğrenir. Bu süreç başlangıçta rahatsız edici olabilir; ancak her adımda kaygı toleransı artar ve kompulsiyon ihtiyacı azalır.
Evet. Araştırmalar, online ortamda yürütülen BDT seanslarının yüz yüze terapi ile karşılaştırılabilir etkinlikte olduğunu göstermektedir. Online terapi; ulaşım engeli olmaksızın kendi yaşam alanınızdan destek almanızı, kendi temponuzda ilerlemenizi ve özellikle sosyal kaygısı yüksek bireyler için daha rahat bir ortamda çalışmanızı sağlar. OKB, kişinin karakterini ya da zayıflığını değil; beynin öğrenilmiş bir alarm sistemini yansıtır. Ve bu sistem, doğru destekle yeniden düzenlenebilir. İyileşme doğrusal bir süreç olmayabilir; ancak mümkündür. Eğer siz ya da sevdiğiniz biri bu belirtilerle yaşıyorsa, profesyonel bir değerlendirme almak her zaman en sağlıklı ilk adımdır.
Size en uygun zamanı belirleyelim.
Online takvim üzerinden uygun gün ve saati seçerek randevunuzu hemen oluşturabilirsiniz.
Doğrudan ulaşabilirsiniz.
Duygu durum bozuklukları ve psikotik durumlar, doğru tanı ve tedavi ile önemli ölçüde kontrol altına alınabilir. Uzman yaklaşım ile yaşam kalitenizi yeniden kazanabilirsiniz.
Değerlendirme randevusu için formu doldurun.
Online takvim üzerinden uygun gün ve saati seçerek randevunuzu hemen oluşturabilirsiniz.
Depresyon, bir duygudurumdur. Major depresif bozukluk, bu duygudurumun yaşandığı ve bununla ilişkili belirtilerin görüldüğü bir hastalıktır. Bu durumda; en az 2 haftadır ve haftanın bir çok gününde, günün birçok anında kişi kendini mutsuz hisseder ve geçmişte yaparken keyif aldığı eylemler ve durumlardan artık o kadar keyif alamaz. Kişinin enerjisi azalmıştır, daha az konuşur, daha az paylaşır, düşünceleri, zihni yavaşlamıştır. Bazen kişide kaygı belirtileri eşlik ettiğinde bunun tam tersi olarak daha telaşlı, daha çabuk sinirlenen, daha çok düşünen ve evhamlanan bir hale de gelebilir. Uykular ve iştah bazen artar, bazen de azalır, kesilir. Kişi, kendisindeki bu değişiklikleri fark edebilirse bu durumun geçmesi için destek alması kolaydır; fark edemeyecek durumda ise (bazı durumlarda muhakeme -gerçeği değerlendirme yetisi- de bozulabilir) başvurması çok uzun zaman alabilir. Bu noktada sosyal çevre ve yakınları genelde devreye girmekte. Depresyonda düşünceler de çoğunlukla bu duyguduruma uygun temada olur. Yaşadığı zorlukların bitmeyeceği, tekrar iyi hissedemeyeceği düşünceleri, isteksizlik ve enerjisizlik belirtilerinin de tetiklemesiyle olayların üstesinden gelemeyeceği ve başarısız olacağı düşünceleri, kendini değerli ve yeterli hissetmeme gibi durumlar kişiyi çok zorlayabilir. Cinsel istek de genellikle azalır. Yaşam enerjisinin (libido) azalmasıyla birlikte kişide cinsel istek, arzu ve eyleme geçme isteği de azalabilir. Bu duygudurum, bazen kişinin hayatını sonlandırması gerektiği düşüncelerine kadar götürebilir. Bu açıdan, psikiyatri ve psikoloji profesyonelleri olarak depresyonu çok önemsiyoruz. Major depresif bozukluk, genellikle tekrarlayıcı olmaktadır, hayat boyu tek atakla da kalabilir. Detaylı bir psikiyatrik muayene ile ortaya konularak gerek ilaç tedavileri gerekse psikoterapiler ile olumlu sonuçlar alınır.
Depresyon, bir küsme, dargınlık hali değildir. Geçici üzüntü hali değildir. Sıkılma hali değildir. Şımarıklık hali hiç değildir. Depresyon, ancak yaşayan kişinin anladığı ve tarif edebildiği bir duygudurumdur. Kişinin hayatını zorlar; sınırlar; yıpratır. Tedavi edilmediğinde kendiliğinden toparlayan kişiler de olur. Ancak, geç iyileşmenin, daha fazla depresif duyguduruma maruz kalmaya sebep olarak beyinde bazı fonksiyonları bozduğu ortaya konulmuştur. Bu da kişide unutkanlık, kolay öğrenememe şikayetlerine neden olmaktadır. Bu nedenle tedavi ve yardım almak büyük önem taşır. Lütfen şikayetiniz varsa bir uzman hekimden yardım alın, bu sizin için çok önemli ve gerekli olabilir. Herkese sağlıklı günler dilerim!
Duygudurum bozuklukları, kişinin genel ruh halini ve duygusal durumunu etkileyen rahatsızlıkların genel adıdır. Bipolar bozukluk da bu gruba giren önemli hastalıklardan biridir. Bipolar bozuklukta kişi, depresif (çökkün) dönemler ile manik (aşırı coşkulu, enerjik) veya hipomanik dönemler arasında dalgalanmalar yaşar. Manik dönemlerde uyku ihtiyacında azalma, çok hızlı konuşma, aşırı para harcama, riskli davranışlarda bulunma gibi belirtiler görülürken; depresif dönemlerde ise tam tersi bir içe kapanma ve enerjisizlik hali hakimdir. Doğru tanı ve ilaç tedavisi ile (duygudurum dengeleyiciler) bu dalgalanmaların önüne geçilebilir ve kişi hayatına sağlıklı bir şekilde devam edebilir.
Size en uygun zamanı belirleyelim.
Online takvim üzerinden uygun gün ve saati seçerek randevunuzu hemen oluşturabilirsiniz.
Doğrudan ulaşabilirsiniz.
Alkol, madde, kumar ve oyun bağımlılıkları; irade sorunu değil, tedavi gerektiren tıbbi durumlardır. Yargılamadan, gizlilik içinde, bilimsel yöntemlerle yol arkadaşınız oluyorum.
Gizlilik içinde, yargılamadan değerlendirme alın.
Online takvim üzerinden uygun gün ve saati seçerek randevunuzu hemen oluşturabilirsiniz.
Alkol, dünya genelinde en yaygın olarak tüketilen ve kullanılan maddeler arasındadır. Alkol, fizyolojik etkilerinin yanı sıra psikolojik etkileri de neden olur. Alkol tüketimi, zamanla ruh hali ve davranışlarda değişikliklere neden olabilir. Alkol tüketimi, insan beynindeki kimyasal dengeleri etkileyebilir. Bu, kişinin dikkat ve odaklanma yeteneğinde azalmaya ve duygusal kontrolden düşmeye neden olabilir. Ayrıca, alkolün uzun süreli kullanımı, anksiyete, depresyon ve uykusuzluk gibi psikolojik rahatsızlıklara da yol açabilir. Alkolün özellikle ergenlik dönemindeki gençlerin psikolojik sağlığı üzerinde olumsuz etkileri vardır. Bu dönemde beyin gelişimi hala devam ettiği için, alkol tüketimi nörolojik hasarlara ve hafıza kaybına neden olabilir. Ayrıca, ergenlerde alkol tüketimi, davranış bozukluğu, depresyon ve anksiyete gibi psikolojik sorunları da artırabilir. Alkol, kullanıldığında ilk dozlarında rahatlama ve neşe getiren, sonraki dozlarındaysa muhakeme kaybıyla birlikte davranış sorunları oluşturan bir maddedir. Tüketilmesi yasal olduğundan, tüketen bireyin sorumlu davranması önerilmektedir. Siz de; alkol alırken kendinizi durduramadığınızı düşünüyorsanız, sabahları uyandığınızda aklınıza ilk gelen şeylerden biri alkol almaksa, 2-3 gün almadığınızda huzursuzluk, titreme, iç sıkıntısı, sinirlilik, uykusuzluk gibi şikayetleriniz oluyorsa, çevrenizden alkol kullanımınızla ilgili yoğun eleştiri alıyorsanız, alkol aldığınızda kendinizi kötü/suçlu hissediyorsanız, alkol kullanımınız ekonomik açıdan sizi zorluyorsa, ailenizin, ilişkinizin ve/veya işinizin alkol alımınızdan olumsuz ekilendiğini görüyor ya da düşünüyorsanız alkol ile ilgili psikoeğitim ve yardım almanız gerekiyor. Alkol, insanlarda bağımlılık yapabilir. Bu durum, alkol kullanım bozukluğu olarak isimlendirilir. Gerek psikoterapötik görüşmeler, gerekse ilaç tedavileri kişinin yaşadığı sorunlu kullanım durumuna yardımcı olabilir. Alkol bırakma tedavisi için motivasyonel görüşme, kişinin alkol bağımlılığı ile ilgili çelişkilerini keşfetmesine, değişim yapma ihtiyacını fark etmesine ve motivasyonunu arttırmasına yardımcı olur. Motivasyonu artırıcı girişimler, kişinin bu konuda isteği ve gönüllü oluşu, arınma ve tedavi sürecini kolaylaştırır.
Bağımlılık denince akla ilk gelen genellikle alkol ya da uyuşturucu olur. Oysa bağımlılık, madde kullanımıyla sınırlı değildir. Teknoloji, kumar ve alışveriş gibi günlük yaşamın içinde yer alan davranışlar da tıpkı bir madde gibi beynin ödül sistemini ele geçirebilir. Buna davranışsal bağımlılık denir.
Bir davranışı tekrar tekrar yapmak, her seferinde daha fazlasına ihtiyaç duymak, bırakmaya çalışınca huzursuzluk ya da sinirlilik hissetmek ve bu davranış nedeniyle iş, ilişki veya sağlıkta ciddi sorunlar yaşamak — tüm bunlar bağımlılığın temel belirtileridir. Beyinde olan şey şudur: Keyif veren her davranış dopamin salgılar. Zamanla beyin bu uyarıya alışır, aynı keyfi almak için dozu artırmak gerekir. Kontrol giderek kişinin elinden çıkar.
Sosyal medya platformları, kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun süre ekranda tutmak için tasarlanmıştır. Beğeni, yorum ve bildirimler küçük ama sürekli dopamin dalgalanmaları yaratır. Teknoloji bağımlılığında sık görülen belirtiler şunlardır: telefonu elinizden bırakamama, uyumadan önce ve uyandıktan hemen sonra ekrana bakma, sosyal medyada geçirilen süreyi küçümseme ya da gizleme ve ekransız zaman geçirince belirgin bir kaygı yaşama. Özellikle ergenlerde ve genç yetişkinlerde bu tablo giderek daha yaygın hale gelmektedir. Araştırmalar, yoğun sosyal medya kullanımının depresyon ve kaygı belirtileriyle anlamlı bir ilişki içinde olduğunu göstermektedir.
Kumar bağımlılığı, DSM-5'te "Madde Kullanım Bozuklukları" kategorisiyle aynı bölümde yer alan tek davranışsal bağımlılıktır. Bu durum, kumarın beyinde maddelere benzer bir etki yarattığının tıbbi bir kabulüdür. Kumar bağımlılığında kişi yalnızca para kaybetmez; yalanlar, gizlilik, borçlar ve ilişkilerde derin kırılmalar da tablonun parçasıdır. "Bir daha oynarsam kazanırım" düşüncesi, zihnin sürekli kendini kandırdığı bir döngüye dönüşür. Utanç ve suçluluk ise çoğunlukla durumu daha da derinleştirir.
Alışveriş bağımlılığı toplumda en az fark edilen, ancak ciddi sonuçlar doğuran davranışsal bağımlılıklardan biridir. Burada satın alma eylemi, nesnenin kendisinden çok duygusal bir ihtiyacı karşılamak için kullanılır: kaygıyı bastırmak, kendini iyi hissettirmek ya da boşluğu doldurmak. Kişi satın aldığında kısa süreli bir rahatlama yaşar, ardından pişmanlık gelir. Kısa süre sonra aynı döngü yeniden başlar. Kredi kartı borçları, gizlenen paketler ve giderek artan miktarda yapılan alışverişler bu bağımlılığın somut yansımalarıdır.
Davranışsal bağımlılıklar, madde bağımlılıklarından farklı olarak tamamen bırakmayı değil, sağlıklı bir ilişki kurmayı hedefler — internet ya da alışverişi hayattan tamamen çıkarmak mümkün değildir. Bu nedenle terapi süreci özellikle önem kazanır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), bu alanda en iyi kanıtlanmış yaklaşımlardan biridir. BDT ile kişi şunları öğrenir: Bağımlı davranışı tetikleyen düşünce ve duyguları fark etmek, Bu tetikleyicilerle başa çıkmanın yeni yollarını geliştirmek, Dürtülere anında uymak yerine tolerans geliştirmek, Altta yatan kaygı, depresyon veya özgüven sorunlarını ele almak. Motivasyonel görüşme ve farkındalık temelli yaklaşımlar da BDT ile birlikte sıklıkla kullanılmaktadır. Davranışsal bağımlılıklar zayıflığın değil, beyindeki öğrenilmiş bir örüntünün sonucudur. Ve bu örüntü, doğru destekle değişebilir. Eğer siz ya da sevdiğiniz biri bu belirtilerle tanışıksa, bir uzmana danışmak en sağlıklı ilk adımdır.
Her şey gizli kalır. İlk adımı atmak yeterli.
Online takvim üzerinden uygun gün ve saati seçerek randevunuzu hemen oluşturabilirsiniz.
Doğrudan ulaşabilirsiniz.
Cinsel işlev bozuklukları, bireylerin ve çiftlerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen, ancak çoğu zaman utanç ya da mahremiyetten dolayı göz ardı edilen tıbbi durumlardır. Tamamen gizlilik içinde, yargılamadan destek sunuyorum.
Tüm bilgileriniz tam gizlilik kapsamında tutulur.
Online takvim üzerinden uygun gün ve saati seçerek randevunuzu hemen oluşturabilirsiniz.
Cinsellik, bireyin yemek, içmek gibi ihtiyaçlarındandır. Dolayısıyla, nasıl ki yemek için iştahımız kesildiğinde kendimizi iyi hissetmezsek, cinsel sorunlar yaşadığımızda da kendimizi iyi hissetmeyebiliriz. Kadınlarda ve erkeklerde farklı sorunlar bulunabilir. En sık karşılaştığımız sorunlardan olan cinsel isteksizlik, genelde ihmal edilen ya da bir şikayet olarak dile getirilmeyen bir bozukluktur. Özellikle kadınlar için; cinselliğin toplum içinde konuşulmasının hoş karşılanmaması, doğal bir ihtiyaç ve insanlar için olağan bir durum olduğunun kabul edilmemesi gibi nedenlerle cinsel isteksizlik, cinsellik sırasında ağrı yaşama, orgazm olamama gibi durumlar çoğunlukla "olması gereken" bir durum olarak kabul ediliyor. Erkekler içinse cinsellik, toplumsal görev olarak üstlerine yıkılmış bir sorumluluk olarak algılanıyor. Bu nedenle cinsel isteksizlik, erken ya da geç boşalma, sertleşememe gibi durumlar yaşadıklarında bunu ağır hastalıklı bir durum olarak kabul ediyorlar. Bu ve benzeri nedenlerle de hekime başvurmakta çekimserlikler yaşıyorlar. Cinsel işlev bozuklukları, psikiyatrinin ilgi alanına girer ve bu hastalıklarla psikiyatristler ilgilenir. Böyle bir şikayetiniz varsa, allta yatan tıbbi bir hastalığınız yoksa, öncelikle bir psikiyatriste başvurmalısınız.
Erkeklerde ve kadınlarda, cinsellik esnasında (bir partnerle yapılan ya da tek başına yapılan) kişinin boşalma süresinin beklediğinden daha uzun sürmesi ya da hiç boşalamaması durumudur. Bu durum, cinsel etkinliklerin çoğunda gerçekleşir (yani bazı zamanlarda gerçekleşmeyebilir) ve bir süredir kişiyi rahatsız etmektedir. Bazı medikal durumlar, ilaçlar geç boşalmaya sebep olabilir. Bunlarla birlikte bazı psikiyatrik hastalıklara eşlikçi olarak da bu durum gelişebilir. Detaylı anamnez ve muayene bunun için şarttır. Nasıl Tedavi Edilir? Geç boşalma sorunu yaşayan kişiyle detaylı görüşme yapılır. Bu durumuna eşlik eden psikiyatrik bozukluk olup olmadığına göre tedavi şekillendirilir. Ayrıca, kişinin devamlı bir partneri varsa, görüşmelerin çift olarak gerçekleştirilmesi tedavinin akışı açısından daha uygundur. Zihindeki cinsel mitler (doğru olarak bilinen yanlışlar) çözülmeye çalışılarak bir psikoeğitim çalışması yürütüldükten sonra, cinsel terapi eşliğinde bu durum tedavi edilir. Bazı durumlarda destekleyici olarak ilaçlardan faydalanılır. Ama temel tedavi cinsel terapidir.
Erkeklerde, cinsel eylem sırasında peniste sertleşmenin olmaması, az olması ya da sertleşmenin eylem sırasında azalması olarak tanımlanmaktadır. Bu durum, her cinsel eylem sırasında ortaya çıkmasa da, bir çoğunda vardır ve kişiyi zorlamaktadır. Sertleşme bozukluğu da, boşalma bozukluklarında olduğu gibi altta yatan tıbbi bir hastalık olup olmadığına göre tedavinin şekillendirildiği bir durumdur. Diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları gibi durumlar ve kronik hastalıkların varlığında bu durum ortaya çıkabilmektedir. Nasıl Tedavi Edilir? Tedavisinde, öncelikle kişiyle yapılan detaylı görüşme ile yaşadığı sorun ortaya konulur. Kişinin devamlı bir partneri varsa, birlikte yol alınmalıdır. Görüşmede kişide ek olarak var olan psikiyatrik bozukluklar araştırılır (anksiyete, depresyon, obsesif kompulsif bozukluklar vs.). Tedavi bu duruların varlığına göre şekillendirilir. Sertleşme bozukluğunun en etkili tedavisi cinsel terapidir. Bazı durumlarda, ek hastalıkların varlığında varlığında, ilaçlardan da faydalanılır.
Kadınlarda, cinsel eylem sırasında (eşli ya da değil) orgazm olduğunu hissetmeme, az hissetme ya da orgazmda gecikme ile ortaya çıkan bir durumdur. Cinsel eylemlerin çoğunda olur ve bireyi rahatsız eder. Kadınlarda cinsellik eğitimi toplumumuzda yaygın olmadığından, kadınların yaşayabileceği orgazm bozukluğu gibi durumlar normalleştirilebilir, bir bozukluk olarak görülmeyebilir. Bu sebeple de cinsel terapistten yardım almayabilirler. Nasıl Tedavi Edilir? Kadınlarda orgazm bozukluğunun tedavisinde, detaylı bir öykü şarttır. Öykü sonrasında kişinin cinsel mitleri (doğru bilinen yanlışları) anlaşılarak psikoeğitim verilebilir. Tek tedavi yöntemi cinsel terapidir. Kişinin bir partneri varsa birlikte çalışmak gerekir. Psikiyatrik ek bozuklukların da olması durumlarında ilaçlardan da yardım alınabilmektedir.
Kadınlarda en sık bilinen adıyla cinsel isteksizlik yani uyarılma ve ilgi bozukluğu denilen durum; birçok cinsel eylem sırasında/öncesinde ortaya çıkmaktadır. Cinsel eyleme karşı ilgisizlik, az ilgi bulunması, cinsel eylemi başlatmama, partnerin başlatma girişimlerine karşılık vermeme, cinsel karşılaşmada ya da eylem sırasında coşku ya da hoşlanma olmaması ya da az olması, hiçbir cinsel simgeye karşı cinsel ilgi olmaması ya da çok az olması, cinsel karşılaşma yada eylemde cinsel organlarda ya da organların dışında çok az duyum olması gibi durumlarda kadınlarda cinsel ilgi/ uyarılma bozukluğu düşünülür. Nasıl Tedavi Edilir? Psikiyatrist tarafından detaylı öykü ve muayene yapıldıktan sonra tanı konulmalıdır. Bu bozukluğa eşlik eden ek psikiyatrik hastalık varsa tespit edilerek tedavi şekillendirilir. Bazı durumlarda ek tıbbi hastalıklar, ilaç kullanımları da kadınlarda cinsel istek bozukluğu yapabilmektedir. Bu nedenle ayırıcı tanı açısından tıbbi geçmiş, bazen konsültasyon (ilgili tıbbi birime danışma) yapılabilir. Cinsel istek bozukluğunun tedavisi, cinsel terapidir. Kadınlarda cinsel işlev bozukluklarında kadınların ve toplumun yaklaşımı genelde "kadın isteksiz olmalıdır" cinsel mitiyle de sınırlandırıldığı için, bu belirtileri olan kadınlar yardım almayı erteler ya da bu belirtilerin bir bozukluk olabileceğini düşünmezler. Bu ve bunlar gibi birçok cinsel mit, kadınların da erkeklerin de cinselliklerini huzursuz yaşamalarına ve bir sorunları olduğunda cinsel terapiste başvurmalarına engel olmaktadır. Tüm bu sebeplerle muayenenin ve tedavinin en önemli kısmı cinsel mitleri tespit etmek ve bunlar üzerinde psikoeğitim ile çalışmaktadır. Bu da cinsel terapinin önemli bir parçasıdır.
Kadınlarda ağrılı cinsellik ya da vaginismus olarak bilinen bu durum, malesef istismara da en açık alanlardan biridir. Cinsel eylem sırasında vajinaya girme öncesi, beklentisi sırasında belirgin korku yaşama, vajinaya girme sırasında vajina ve çevresindeki bölgede ağrı duyacağı ile ilgili olarak belirgin bir korkular, vajinaya girme sırasında vajina ve çevresinde ağrı hissetme, cinsel eylem esnasında, vajinaya girme öncesinde yada giriş sırasında tüm vajina ve çevresinde germe ve sıkma gibi durumlar, kadınlarda cinsel organlarda ağrı/ içe girme bozukluğu olarak adlandırılıyor. Bu durum, cinsel eylemin her bir aşamasında meydana gelebilmektedir. Bu nedenle, sorun yaşadığını belirten bireyden detaylı bir öykü alınır. Nasıl Tedavi Edilir? Her bireyin öyküsüne ve sorununa göre terapist durumu değerlendirir. Birlikte seyreden ek psikiyatrik hastalıkların varlığı da tedavinin şekillenmesinde önemlidir. Cinsel mitler (yanılgılar, doğru bilinen yanlışlar), diğer cinsel işlev bozukluklarında olduğu gibi bu durumda da çok yaygındır ve cinsel terapist tarafından çalışılması terapinin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Tek ve en etkili tedavi cinsel terapidir. Bu nedenle, cinsel terapi alanında uzman olmayan kişilerden bu tedavi talep edilmemelidir.
Erkeklerde düşük cinsel istek, cinsellikle ilgili düşüncelerin, arzunun, cinsel eylem için isteğin azalması ya da hiç olmaması anlamına gelir. Bu durumun bir süredir devam ediyor olması ve kişiye belirgin derecede sıkıntı veriyor olması tanı için yeterli olmaktadır. Cinsel isteksizlik, başka tıbbi bir hastalığın belirtisi de olabildiği gibi, depresif bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu gibi anksiyete ile seyreden psikiyatrik hastalıklar nedeniyle bir belirti olarak da görülebilmektedir. Depresyonda genel olarak yaşam enerjisi (libido) düşüşü olduğundan, keyif almama ve isteksizlik görülür, cinsel isteksizlik de bunun bir parçası olabilir. Anksiyete bozukluklarında ise, anksiyete belirtileri kişinin cinsel eylem arzusunu hem bilişsel hem de biyolojik olarak engelleyebilir. Psikotik hastalıklar (şizofreni, akut psikotik bozukluk... ) ve duygudurum bozuklukları ( bipolar duygulanım bozukluğu, şizoaffektif bozukluk... ) gibi hastalıklarda da hastalığın beyinde moleküler düzeydeki etkilerinden kaynaklanan cinsel isteksizlik görülebilir. Bu nedenle öykü alma çok önemlidir. Nasıl Tedavi Edilir? Tedavisi, ek psikiyatrik hastalık ya da durum varlığına göre şekillendirilir. Altta yatan bir hastalık durumu varsa onun tedavisi düzenlenir. Cinsel istek bozukluğunda en etkili tedavi yöntemi cinsel terapidir.
Erken boşalma, cinsel işlev bozuklukları içinde yaygınlığı en yüksek olanlardandır. Her 3 erkekten 1'inde görülebildiği bildirilen çalışmalar mevcuttur. Erkeğin, partneriyle birlikte ya da tek başına cinsel eylemi sırasında boşalma süresinin beklediğinden daha kısa sürmesi olarak tanımlanır. Bu süre 1 dk'nın altında ise erken boşalmadan bahsedilebilir. Fakat süreden öte, erken boşalmada bireyin boşalma zamanını kontrol edememesi söz konusudur. Bu durum, bireyin cinsel eylemlerinin çoğunda olursa erken boşalmadan bahsederiz. Bireyden alınan detaylı öykü, erken boşalmayla birlikte görülebilen diğer psikiyatrik hastalıkların tanınması ve tedavisi de bu bozukluğa yaklaşım açısından önemlidir. Nasıl Tedavi Edilir? Erken boşalma tedavisinde cinsel terapi birincil tedavi yöntemidir. Anksiyete bozuklukları, depresif bozukluk, obsesif kompulsif bozukluklar ve diğr psikiyatrik hastalıkların varlığı söz konusuysa yaklaşıma ilaç tedavileri de eklenebilir. Bazen, cinsel terapi adımlarına ek olarak seçici serotonin geri alım inhibitörleri gibi ilaçlar da tedaviye eklenebilmektedir.
Her şey tamamen gizli. Yargılama yok.
Online takvim üzerinden uygun gün ve saati seçerek randevunuzu hemen oluşturabilirsiniz.
Doğrudan ulaşabilirsiniz.
Ruh sağlığı alanındaki güncel bilgileri, terapi yaklaşımlarını ve sık sorulan soruları bu bölümde bulabilirsiniz.
Destek almak için ilk adımı atın.
Doğrudan ulaşabilirsiniz.